Avatar: Klişelerle dolu şahane görsellik

Merakla beklenen Avatar’ı dün akşam izledik. Güzeldi. Görsel olarak çok keyifli olmakla birlikte beklentimi karşılamaya yetmedi. James Cameron’ın büyük kitlelerce sevilip aynı zamanda büyük kitlelerce boklanan bir önceki filmi Titanik, dönemin teknolojisini de göz önünde bulundurursak bence bunun üstünde bir filmdi.

Öncelikle iyi şeylerden bahsedeyim. 3D gerçekten güzel bir deneyim. Yeni nesiller için sinema, bizim için olduğundan çok daha farklı bir anlam ifade edecek. 10-15 yıla kadar gözlüklere ihtiyaç duymadan üç boyutlu film izlenebileceği haberlerini de hesaba katarsak, bugünlerde doğan çocuklar gençlik dönemlerine geldiğinde, bizim için sıradan olan 2 boyutlu filmlere “nostaljik” gözüyle bakacaklardır bile. Film, bu “yeni” teknolojiyi çok iyi kullanmış ve başından sonuna her sahneye çok güzel yaymış. Yönetmen ve görüntü yönetmeni bu anlamda gerçekten bir devrim yapmış diyebiliriz. Yaratılan dünya en ince ayrıntılarına kadar ışık, renk ve form olarak bizi kendine inandırmayı başarıyor, görüntülerin aslında birer dijital efekt olduğu algısını neredeyse hissetmiyoruz bile. İşte bütün bunlar sayesinde film keyifli bir seyirlik halini alıyor, ancak…

Gelelim görsel zenginliği filmden çekersek geriye ne kaldığına. Hikayenin bileşenleri o kadar tanıdık ve gidişat o kadar tahmin edilebilir ki, filmin güzel görüntülerine dalıp gitmişken bile bazı noktalarda “yok artık…” demekten kendinizi alamıyorsunuz. Söylenene göre 400 milyon doları geçen bir bütçenin gömüldüğü projenin seyirci çekmeme ihtimalini ortadan kaldıracak garanti formüllerle bezenmesinde ticari açıdan bir yanlış göremeyebiliriz, ama yine de… [Not: Paragrafın bu noktasından sonra filmin konusuna ve hatta sonuna dair çok belirgin ipuçları var, izlemediyseniz direk son paragrafa atlamanızı öneririm :)] Bütün olarak doğadan uzaklaşmış ve ruhunu şeytana satmış Amerikan ordusu içindeki bir avuç “iyi kalpli, melek ruhlu” insan, bu kahramanlarımızın teker teker ölümü ama en baş kahramanımızın son sahnede “en baş kötü karakter” ile birebir dövüşe tutuşması ve tabii ki yenmesi, “kötü” karakterlerin, aynen Pearl Harbor filmindeki Japon kötüleri gibi “nihahaha” kahkahaları atarak kötülüklerini gözümüze soka soka belli etmeleri, yine iyilerin üzerinde bir siyah nokta bile bulamayacağınız beyaz bir çarşaf kadar temiz ve pak “iyi” olmaları, aralarına sızmak amacıyla giden ajanın bir kız meselesi ile karşı tarafa geçmesi, kutsanan “sonsuz aşk” vs. vs. Bütün bunlar, ucuz Amerikan aksiyonlarından büyük bütçeli, büyük gişeli Hollywood yapımlarına kadar binlerce filmde, binlerce kez izlediğimiz klişeler. Farklı olan şey bizim için “yaratık” görünümündeki varlıkların “iyi” olmaları. Zaten filmin sonunda insanları geri gönderirken “…ve yaratıklar ölmüş gezegenlerine döndüler” diyerek madalyonun öbür yüzünü de, yine gözümüze soka soka gösteriyor film.

Bütün bu klişelere rağmen, hikayenin akışı ve başından beri bahsettiğim şahane görsellik filmi kurtarıyor, salondan güzel bir deneyim yaşamış olarak çıkıyorsunuz. Teknoloji yaygınlaştıkça üç boyutlu daha farklı filmler de izleyeceğizdir ama herhalde Avatar, öncesinde başka üç boyutlu filmler yayınlanmış olsa da, bu yeni sinema çağının ilk büyük başarısı olarak tarihe geçecektir…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.